İstanbul

2012-06-16 19:28:00
İstanbul |  görsel 1

yaşanmışlık var suyunda hatta huyunda istanbul... Leş gibi bir su gibi durusun... mazisin.. geleceksin.. şimdisin....hatta sonrasın... ama hep varsın. hitlerin o inanılmaz katliamları gibi Aristonun ''altın nokta''sı gibi hatta Cioren gibi mussoline gibi ben gibi sahisin... yalan gibisin ama gerçeksin.. Yıldızlı bir geceye eşlik eden havai fişekler gibisin gösterişi seven bir yalancısın..       Devamı

kalanlardan

2009-09-17 20:52:00

Hayat satırarası  boşluklardan ibaretmiş gerçekten...Bu yaşadıkça bir satır daha eksilmiş oluyor hayattan demek..yaşlanıyoruz ya da yaş-lanıyoruz...Neler giriyor ya kendiliğinden ya da bilerek sen ekliyorsun..bile bile yaşıyor ya da yaşadığını biliyorsun..Bursalı anları özlüyor ya da anlarına bilerek  Bursayı kendin ekliyorsun..Sığınıyorsun yoğunluğun arasında belki de anılarına...yorgana sarılır gibi yalnızlığa dalıyorsun birden kalabalıkta ve an gibi giriyorsun içine..Işık hızı geçiyorsun üstünden kurşuni rengiyle anıların..Yutuyor sonra kalabalık..kendine geliyorsun..Bedeninin ait olduğu merkana aynı ışık hızıyla geri dönüyorsun..Hangi rüya uyanışta hangi beste dinlenmekte bilmeden...ya da bilemeden..Ramazan ayı bitiyor şimdilerde..yağmur da beklenmekte..hava çok nemli..Kahvemi alıp balkonda battaniyeme sapılıp oturmak isityorum..Çatı katındaki böylesi dakikalar gözümün önünden geçiyor.. içmediğim sigaramı yakıyorum. bir nefes çekip kaybolan Uludağ'ı izliyorum ufuktan..Ağlıyorum..Hayatım inanılmaz güzel geçmesine rağmen kalanlardan ilham almayı da ihmal etmiyorum..Dostlarımı özlemeyi adet edindim umarım bayramda görüşürüz..Sevgilerle Devamı

hayal içinde hayal

2009-06-14 10:51:00

mevsim sonbaharı andıran bir yaz..Ellerimde yeni alınmış orkidelerle yürüyorum ''Nalbantoğlu caddesi''nde. orkidelerin kokusu yayılıyor her yana..Akşam olmuyor henüz...ve beynimin içinde çalan bir şarkı ''Saçlarıma düşen aklar geçmişimi anlatırlar'' ...Selçuk Ural'dan dinliyorum eski bir plaktan.. plak tozdan görünmüyor..ve ben hala eskileri anıp anıp duruyorum..yaşıyorum..sonra kar yağmaya başlıyor tane tane ..kışın ilk karı bu..ve ben ''nescafe'' de oturuyorum bu defa elimde antonyumlar...etrafımı izliyorum anlamsız kalabalığı..derken bir kahve getiriyorlar..içiyorum..hoşgeldiniz diyor, yoktunuz çok zamandır..içleniyorum..aslında hep burdayım geçiyor içimden. evet yoktum diyorum sanki artık olacakmışım gibi..Fondan ''her telinde yaşadığım acıların izleri var'' diyor Selçuk Ural..ve ben geçmişimle yaşıyorum..yaşlanıyorum adeta..'' dertlerimi zincir yaptım birbirine ekliyorumgeleceksin diye bir gün seni hala bekliyorum''Derken yağmur  yağmaya başlıyor.  uludag yolunda seyir tepede oturuyorum. yağmur hiç dinmiyor..ıslanıyorum.. iliklerime kadar yağmurla doluyorum..elimde bu defa dağ laleleri..yeşili doyasıya izliyorum..gözlerime dolan yaşlarla ben yeniden kahroluyorum..yürümeye başlıyorum inkaya'ya doğru.ulu çınara gidiyorum..bir seyirlik kalıyorum hayalinizde sonra kendimi ''küçük saray''da pideli köfte yerken buluyorum..ayça bekliyor heykel'de..ecele ile kalkıyorum..Fonda bu kez '' güle güle sana yolun açık olsun''..yine Selçuk Ural'dan dinliyorum..ve yağmur hiç dinmiyor..ıslanıyorum.. Devamı

anlamsızlığında hayatın (yeni bir hikaye)

2009-06-08 17:01:00

Rengarenk elbisesinin üzerine giyindiği hırkasıyla kimliğini ele vermek istemez gibi görünse de gözlerindeki kadife bakışlar naif yüreğinin çizgilerini belirli kılıyordu..Yüreği güzeldi.Islak bir günün ardından tüm yağmuru yiyip sıcak odanın bir köşesine çekilen bir kedi gibi oturmuştu yere sedirin yanına... Biraz yanılgı biraz utangaç kokan yanıyla hıncını çıkarmak istercesine pencereye öyle bir bakış attı ki…Yağmura mıydı bu tavır? Yağmurun ardından açan güneşe mi?Bugün doğum günüydü Rojda’nın. Gerçi doğum gününü de bilmezdi ya kimliği olmasa.. Kimsesi yoktu bugünün özelliğini hatırlayacak..Annesi küçükken babasının eziyetlerine dayanamayıp kaçmıştı..sonra delirdi dediler…Çok olmadı evlendi babası..Kadın, yanında getirdiği kıza kocasının ettiği haksızlıklara daha fazla göz yumamadı..aldı kızını gitti iki ay sonra.. Yalnızlığı seçmek zorunda kalan babasıyla geçiyordu günleri..Aslında evde yapayalnızdı. Babası var mı yok mu..orası muamma..Yüreğinin harikuladeliği elindeki sanatsallığı ile birleşince ortaya inanılmaz nakışlar çıkıyordu..  Annesinden kalma en güzel anı buydu.. Tüm benliğini, anını, duygularını katardı nakışa..Tüm çocuksu hallerini bulabilirdiniz  işlemenin çizgilerinde renklerinde…Top oynayan bir kız bulabilirdiniz mesela hiç topu olmadan, annesiyle çile yumaklayan. Gökkuşağını alıp koyardı avuçlarınıza..Renklerin tümünü kullanırdı ama bir yerlere de ekerdi sadeliği…güneşe ay’ı eklemeyi bilirdi..Bir arada görmüştü hep çünkü..deniz maviydi çimen yeşil..bulutlar maviydi ağaçlar yeşil..küçücük hayatına bu iki rengi öylesine yerleştirmişti k... Devamı

nedensiz ve amaçsız...Hikaye üstüne..

2008-04-24 17:24:00

            Güneş daha doğmamıştı…Sararmış yüzüyle pencerenin kenarında ve gözlerinin olabildiğince matlığıyla , halsizliğiyle denizden koşup gelecek yahut belirecek gölgeyi bekliyordu dalgalara sarılı umutları..Saatle ilişiğini keseli çok olmuştu..hatta yıllar vardı  tik takları duymayalı..             Sebebi ne olursa olsun bekleme kararını bir ömür öncesi vermişti..bekleyecekti..bu Godot’yu beklemek kadar anlamsız ve amaçsız gibi görünse de ‘’beklenen’’  di O..beklediği..Bir umuttu hep kalbini besleyen…neyi beklediğini bilmekti, ayırmadan gözlerini gittikçe yok olan dalgalardan…evet buydu adı.             Bir gün daha eksildi hayattan bir gün daha kurban verdi geceye..şimdi sabahtaydı bekleme sırası.. yıllardır hiçliğin içini böylesine oymasının nedeni aşıkardı aslında..yağmurun billuri güzelliğini keşiften mahrum sade bir bakışla tek bir noktaya..tek bir dalgaya... Böylesi bir dünyada sade bir hayatla, nesefe bu denli bağlılıkla....Gün için yaşamak değildi de neydi bunun adı? Bir İstanbul sabahı sessizce boğazda, bir köşk odasında gri saten pijamaları içinden bakılan sabahın tadına nasıl varılırdı bu gözle.. Babasından kalmıştı bu yaşlı köşk..Boğaza karşı oluşuydu aslında onu değerli kılan..İzzet Paşa yalısının hemen yanında oluşu da tesadüfi değildi.İzzet Paşanın dillere destan kızına yakın olmak için almıştı babası.. Yanlızlığına anlam katan tek şey manzarası olmuştu..Köşk felan hikayeydi..Ve baba yadiğarı olmasının da bir anlamı yoktu..Babasını hiç sevmezdi çünkü..Lakin bir ortak noktaları vardı; ''beklemek''...                 Babası daha evlenmeden ihanet etmişti annesine..İzzet Paşanın kızını alamayınca ilk gör... Devamı